
ESER : Ayşe Kulin
YÖNETMEN : Serdar Akar
SENARYO : Mahinur Ergun
OYNAYANLAR : Zuhal Olcay, Hakkı Ergök, Ecem Uzun, Özge Özberk, Oktay Kaynarca, Füsun Demirel, Hakan Eratik, Aliye Uzunatağan, Koray Ergun, Sibel Yıldırım, Fatih Koyunoğlu, Tunca Aykut, Semra Dinçer, Evren Bingöl, Özlem Çevik, Başak Sayan, Neslihan Kolaylı, Aşkın Şenol, Melek Akarsu, İcmal Aktuna, Başak Güleç, Eylül Duru, Murat İlker, Serkan Yakan, Öktem Doğru, Elif Çakman, Özgür Çankaya, Binnur Işık.
MÜZİK : Gökhan Kırdar
YAPIMCI : Koliba Film (Ata Türkoğlu)
Ayla : Zuhal Olcay
Zehra : Özge Özberk
Tarık : Oktay Kaynarca
Ahmet : hakan eratik
Erol : hakkı ergök
Bilge : ecem uzun
Fatik : füsun demirel
Hasan : koray ergun
Güllü : sibel yıldırım
Recep :fatih koyunoğlu
Musa : tunca aykut
Sıdıka : semra dinçer
Aydın : evren bingöl
Sühendan : özlem çevik
Suna : başak sayan
Neşe : neslihan kolaylı
Hamdi : aşkın şenol
Şule : aliye uzunatağan
Hale : melek akarsu
İlmiye : icmal aktuna
Nil : başak güleç
Melek : eylül duru
Hakan : murat ilker
Cem : serkan yakan
Şükran : melek akarsu
Adnan : öktem doğru
Lale : elif çakman
Kerem : özgür çankaya
K.zehra : binnur ışık
GENEL ÖYKÜ
Ayla ile Erol, uyumlu bir çifttir. On dört yaşındaki kızları ile semtin şık bir mahallesinde sakin bir yaşam sürmektedirler. Ayla kendisine ait bir hukuk bürosunda çalışmakta, boşanma davalarına bakmaktadır. Erol bir finans kuruluşunun genel müdürüdür. Çocukları üç yaşındayken, Ayla evlerine temizliğe gelen Fatik’in bir berber dükkanında çalışan kızı Zehra’yı çocuğun peşinde dolanması ve geceleri gezmeye gittiklerinde çocuğa bakması için yanına almış, okutmuş ve yetiştirmiştir. Zehra Ayla’nın sayesinde sınıf atlamış, yurt dışı gezilerine katılmış, dil öğrenmiştir. Hemşirelik okulundan mezun olmak üzeredir. Staj yaptığı hastanede genç bir doktorla sevişmekte ve onunla evlenmeyi ummaktadır. Doktor Ahmet, Ayla’yı Zehra’nın ablası zannetmiş, Zehra’nın içinden bu yanılgıyı düzeltmek gelmemiştir. Ahmet, Zehra’nın mezuniyet törenine gidecek, Zehra’nın annesi Fatik ve babası Hasan’la karşılaşacak ve öğrendiklerinden hiç memnun kalmayacak aldatılmanın öfkesi ile çok sert tepki verecektir.
Zehra ve Ahmet’in ilişkileri çıkmaza doğru sürüklenirken, Ayla da zor günler yaşamaya başlar. Davasını üstlendiği bir müvekkili bunalım geçirmektedir. Ona acıyan Ayla, Suna’yı bir akşam evine yemeğe davet eder. O gece kocasının da iş yemeği vardır. İş yemeği iptal edilen Erol eve erken döner ve Suna ile tanışır. Önce, zırıl zırıl ağlayan bu kadından hiç hoşlanmaz. Ama gecenin sonunda taksi bulunamayınca, kadını evine bırakmak ona düşer. Karısına söylenerek, kadınla birlikte çıkar. Ayla çok zengin bir adamdan boşanmak üzere olan Suna’nın davasını kazanmaya kararlıdır.Çünkü Suna kocasının bir şarkıcı ile ilişkisini keşfetmiştir. Bunu koz olarak kullanacaktır. Suna, Ayla’ya yemeğe geldiği akşam, kocası ve şarkıcıya ait birtakım resimler gösterir. Ayrıca, kocasının cebinde mücevher faturaları bulmuştur -kendisine hiçbir zaman verilmemiş olan bazı mücevherler almıştır kocası. Ayla’nın davası sağlamdır.Ancak karşı güçler de boş durmamaktadır. İlk icraatları , davadan bir hafta önce - bir gazete ekinde Ayla’yı “Kocaları soyan kafa kopartıcı avukat” olarak lanse etmek olmuş, çarşaf çarşaf resimlerini basarak Ayla’yı tedirgin etmeye başlamışlardır.
Davaya girileceği gün, karşı tarafın avukatı, Ayla’yı mahkemedeki küçük boş bir odaya sokarak bir zarf uzatır . Zarfın içinde Suna ve Erol’un, Erol’un arabasında öpüşürken, bir kır kahvesinde başbaşa ve ayrıca, bir camın arkasından kucaklaşırken çekilmiş resimleri vardır. Ayla, şarkıcının adını açıklarsa, karşı tarafın avukatı da bu resimleri mahkemeye verecektir.
Ayla yıkılır. Davaya sarhoş gibi girer. Şarkıcının adını veremez, az bir tazminata razı olur, davayı kaybederek çıkar. Evine gelince dağılır, odasındaki eşyaları kırar, yıkar, ağlar, çırpınır. Sonra kocasına telefon eder ve ona hemen eve gelmesini söyler.
Ayla hemen boşanmak istemektedir. Zehra ve Fatik, Ayla’yı kocasına döndürmek için ellerinden geleni yaparlar. Ayla’nın yuvasının yıkılması, Zehra’nın da yuvasız kalması anlamına geldiği için, Fatik türlü dualar ve büyüler denemeye yeltenir. Erol ise, Ayla’ya bu olayı büyütmemesi için yalvarır. BU işi neden mi yapmıştır. Çünkü güçlü Ayla’nın kocasına hiç ihtiyacı yoktur. Oysa Suna, korunmaya muhtaç bir güvercin gibidir. Erol’a sığınmak, Erol da onu kanatları altına almak istemiştir, kendisini tekrar güçlü bir erkek gibi hissetmiştir, hepsi bu. Ayla bu kez kendi, bir boşanma avukatına vekalet verir, kocasını evden kovar, Kızı kendisiyle kalmak istemez. . Babasının yanında olmayı tercih eder ve annesini suçlar.
Ayla annesi Şükran ’ın Bilge’ye gerçeği anlatmasına engel olur. Kız okulda zaten bir takım sorunlar yaşamaktadır. Babasına düşkündür. Ayla kızının bir travma daha yaşamasını istemez. Kızının hırçınlıklarını sineye çeker ve sadece “ Babanla anlaşamıyoruz , birbirimizden uzaklaştık” diyerek konuyu kapatır.
Bu arada Zehra, sırılsıklam aşık olduğu Ahmet’le aralarındaki ilişkiyi zorlamaktadır. Bir kaç meslekdaşıyla, hastaneye yakın bir küçük kat tutup, oraya yerleşecektir. Gecekondu ile olan ilişkisini minimuma indirecektir. Hatta Ahmet’in önerdiği gibi, üniversiteye yazılıp, iki yıl sonra hastane için uzman işletmeci olarak mezun olacaktır . Ancak Ahmet, Zehra’nın yalanını affetmemektedir. Ya da Zehra’dan kurtulmak için, ‘yalan’ olayını kullanmaktadır. Zaten başka bir hastaneye naklini istemiştir. İki gencin ilişkisi giderek soğurken ve Ayla boşanıp başka bir şehre taşınma planları yaparken, hayatı altüst olan Zehra bunalıma sürüklenir. Ahmet’le yaptıkları son tartışmadan sonra, gecekondusuna geri döner.
Bu sırada, Fatik’in mahallesinde bir başka dram yaşanmaktadır. Komşusu Sıdıka’nın oğlu Aydın, giderek içki dozunu arttırmakta, alkolik olmaktadır. Mahallede Zehra’nın abisi Recep hariç kimseyle geçinememektedir. Aydın’ın bacağı ile birlikte erkekliğini de yitirdiği imaları dolaşmaktadır mahallede ve buna en çok, Aydın tarafından istenmeyen ve gururu kırılan Güllü neden olmaktadır.
Zehra, gecekondusuna döndükten sonra, arkadaşlarını görmek istemez, hiç kimseyle konuşmamakta, tüm gün pencerenin önündeki divanda uzanıp, öylece yatmaktadır.Yemek içmekten de kesilmiştir. Sık sık da öğürmektedir. Fatik şüphelenmeye başlar. Ne yazık ki şüpheleri doğru çıkar, Kız hamiledir.
Zehra son bir umutla çocuğa sarılmak istemekte, gizli gizli Ahmet’in bu çocuk sayesinde ona döneceğini ummaktadır.
Ayla, bu zor günlerde, Zehra’yı ziyaret için gittiği gecekondu mahallesinde ilginç bir adamla tanışır. Tarık beldenin belediye başkanıdır ama hiç de öyle görünmemektedir. Ziraat mühendisidir ve mahalledeki ağaçların bitkilerin hastalanması nedeniyle bir inceleme yürütmektedir. Maiyeti peşinde koştururken o bir ağacın tepesindedir- (Tarık personele sinirlendiği zaman sokakta yerleri süpürebilen- akşamüstleri güneş batımında tepeye iskemlesini taşıtıp onbeş dakika sessizce oturan- çöp kamyonlarını bizzat kullanıp millete derli toplu çöp atmaya mecbur edebilen- rant peşindeki çakallara dünyayı dar eden-mahalle veletlerinin rastladıklarında ders bile sorabildikleri- adeta sokakta yaşayan- bağımsız olarak seçilmiş- o yörede yetişmiş ,gittikçe medyanın da ilgisini çekmeye başlamış- bir tuhaf belediye başkanıdır.) Başkan tepesinde olduğu ağaçtan anında Ayla’ya laf çarptırır. Bu gün boşatacak zengin bir karı-koca bulamamış mıdır? Ayla Tarık’ın diğer birçokları gibi gazetedeki resimlerini görüp laf attığını düşünerek çok bozuk Zehra’nın evine girer. Fatik’ten adamın kim olduğunu öğrenir. Hee.. o bizim belediye başkanı- der. Fatik . Hani sana bi dava için danışmak istiyo bizim başkan diye sorduydum zamanında da sen ben öyle davalara bakmıyorum dediydin. Onu diyodur. Belediye avukat bulamamış mı diye sinirle sorar Ayla . Fatik , “Para yediler deye kovduydu o ara avukatları-ben de seni söylediydim “ der. Ayla perdenin arkasından dehşet içinde ağaçtan inen adama bakar. Ağaca çıkan bir belediye başkanı..! Fatik adamın ne mene bir şey olduğunu her zamanki pratik ve kestirme anlatımıyla anlatırken Ayla büyük bir ilgiyle - bu roman kahramanı gibi tipi izlemektedir. Ayla bu densiz adama haddini bildirmekle özür dilemek arası karmaşık bir ruh haliyle ve biraz da kadınca bir merakla gidip başkanı bulur . Başkanın ünlü “günbatımı oturma saati” ne denk gelir. Tepenin dibindeki korumalar Ayla’yı başkanın yanına salmazlar. Ayla “N’apıyor orada peki- orada öyle boş boş oturuyor niye görüştürmüyorsunuz?” diye sorunca bir tanesi açıklar. “Başkanım hergün bi onbeş dakika oturur abla. Bekleyin güneş batınca iner.” Ayla şaşkın bekler.
Tarık “ oturması” bitince tepeden iner ve acele makam arabasına binip gider . Maiyeti ve başkanla işi olan bir güruh da peşine takılır. Ayla şokta tek kelime edemeden kalır. Tarık onun beklediğini fark eder ama pek yüz vermez. Ayla gittikçe daha büyük bir ilgiyle Tarık’ı araştırmaya başlar ve yaşamına girer. Aralarında giderek gelişen dostluk bir aşka dönüşecek ve Ayla zamanla kendisini -bırak para kazanmayı, üzerine bir de avuç dolusu paralar harcadığı - sosyal sorunların savunucusu bir avukat olarak bulacaktır. Tarık’la birlikte , dingin ve konforlu yaşamı yerini acı dolu , heyecanlı ve vazgeçemediği tutkulu bir yaşama bırakacaktır. Tarık’ın gittikçe yıldızı parlamaktadır , Tarık’ın etrafındaki kalabalıklar, onu politikanın içine çekmeye çalışan ve onunla çatışan güçler- protokol vs. derken- iki aşık, zorunlu olarak bir liseli yaratıcılığı ile aşklarını orada burada gizlice yaşamaya başlarlar. Tarık tuvalete gitmek bahanesi ile konvoyunu bir benzicide durdurup, binanın arkasında bulduğu bisiklete atlayıp -Ayla’yı görmeye gidebilecek kadar çılgın ve zaptedilmez bir adamdır. Ayla ev bark çoluk çocuk iş hayatı anlamında tam dağılmış kendisini doludizgin adamın fırtınasına bırakmıştır. Tarık her an her yerden çıkabileceği için bir düzeni huzuru kalmamıştır. Süratle parası da bitmektedir. Tarık’ın her zaman, bir hasta için veya birisinin okul masrafı için sınırsız paraya ihtiyacı vardır. Para varsa kullanılmalıdır. Kimse ölmeye veya kaderine terk edilmemelidir. Ayla’nın ise artık geç gelen aşkını, bütün bedelleri ödeyerek aklını yitirmişcesine yaşamak dışında elinden bir şey gelmemektedir.
Bu arada Zehra, Sıdıka’nın yalvarmaları üzerine, Aydın’ı ziyarete gider. O bir hastabakıcıdır ve Aydın’ın yardıma ihtiyacı vardır. Aydın sızmıştır, Sıdıka oğlunun bayıldığını sanmaktadır. Zehra ve Aydın uzun uzun konuşurlar. Zaten birlikte büyümüşlerdir. Aynı mahallenin çocuklarıdırlar. Zehra da Aydın da nerdeyse intiharın eşiğindedirler. Birbirlerine açılırlar. Zehra da derdini Aydın’a açar. Aydın ona bir çözüm getirir. Evlenebilirler. Böylece Zehra çocuğunu doğurur, Aydın da, hakkındaki dedikoduları yalanlamış olur. Zehra bu öneriyi kabul eder. Her ne kadar Fatik, koca olarak Aydın’ı beğenmez, bebeği aldırması için kızını sıkıştırır ve ona çeşitli büyüler yaparak yedirirse de, mani olamaz. Zehra ve Aydın evlenirler. Güllü bu işe çok bozulur.
Bu arada Ahmet başka bir şehre ve hastaneye nakledilmiştir, ama mutsuzdur. Yeni ilişkilere girmeye çalışsa da başarılı olamaz. Aklı Zehra’da kalmıştır. Geri dönüşlerle birlikteliklerine dair güzel görüntülerle, yakınlaşmalarının derecesini anlarız. Ahmet iyice pişmandır. Bir gece hastanede yaşadığı bir olay üzerine, arabasına atlar ve Istanbul’a gelir. Zehra’yı bulmak için mahallesine gider. Ona evlenme teklif edecektir. Ama ona kapıyı açan Zehra hem hamiledir hem de evli.
Erol da bu arada zor günler geçirmektedir. Kızını idareden acizdir. Karısı onu görmek istememektedir. Suna, başına bela olmuştur. Suna’dan kurtulmak için her yolu denemiştir. Suna, kızıyla arkadaşlık kurmak istemekte, Erol buna yanaşmamaktadır. Suna resimleri Bilge’ye göstermekle tehdit eder. Oysa Erol karısını boşanmaktan vazgeçirmek için çabalamaktadır. Ama duruşma günü de yaklaşmaktadır. Erol,çaresiz kalınca, kızına Suna’dan bahseder. Kız deliye döner. Annesini bunca zamandır boşuna üzmüştür. Annesine dönmeye karar verir eve gider ama onu bir sürpriz beklemektedir. Çünkü annesi artık çok farklı bir kadındır. Parasızdır, çökmüş sinirli ve dağınıktır. Tarık’tan iki gündür haber alamadığı için onbeş dakikada bir ona telefon etmektedir. Bilge evin haline annesinin duruma şokta bakmaktadır. Bu Tarık da kimin nesidir.
Erol’u bekleyen bir başka tatsızlık daha vardır. Müdürü olduğu şirketin temsil ettiği en büyük bir kuruluş olan BOYAHAN’ın yeni fabrika yatırımı için seçtiği arazi ile ilgili Tarık’ın büyük sorunu vardır. Belediye sınırları içindeki proje bir türlü onaylanmamaktadır. İş bir türlü kitabına uydurulmamakta sürekli problem çıkartılmakta, çevre normlarına uyulmadığı için proje onay alamamaktadır. Erol’un patronu birgün onu kenara çekip kibarca bunun karısı ile ilgisi olup olmadığını sorar. Erol şoktadır. Patronu , karısı ile Başkan Tarık’ın ilişkisini ima edici birkaç cümle söylerken Erol kalp krizinin eşiğine gelmiştir. Ayla.. Demek ki o yüzden.. Nasıl olur.. Patron belki de Erol’un mecburen başka bir göreve alınacağını - Erol’un bir şekilde bu işi temizlemesi gerektiğini, yoksa BOYAHAN’IN bu işi başkanın aşk skandalı vs. diye ortaya dökmeyi planladığını, artık işlerin sertleşeceğini söylemesi ile Erol’un devreleri tamamen dağılır. Ayla’ya gidip hesap sormaya karar verir.
Zehra erken doğum yapar. Bebek kan hastasıdır. Çocuklarını bir süre sonra eve çıkaran karı koca, küçük Can’ın üzerine titrer. Özellikle Aydın, bebeğin tüm bakımını seve seve üstlenir. Bebek için alkolü bırakır, tekerlekli iskemleden kalkarak bir protez bacak taktırır ve yaşama sıkı sıkı sarılmaya başlar. Zehra evin geçimini temin için çalışmaya başlamıştır. Aydın , geceleri kalkar bebeğin sütünü verir, altını temizler. Gündüzleri de onu çalıştığı seraya götürür. Dışarıya karşı mutlu görünen karı-kocanın arasında, cinsellik yoktur. Kendilerine göre mutludurlar da. İki kırık insan , aralarında yeni bir sevgi türü üretirken, bebekleri için yoksul ama sıcak bir dünya kurmuşlardır. Güllü ise bu evlilik hakkında bazı şeyler düşünmekte, kötülük yapmaya hazırlanmaktadır.
Ayla ile Tarık’ın misyonları geliştikçe, aşkları da büyür.Tarık Boyahan’ın tehditlerine pabuç bırakmaz. “Aşk skandalı tehdidi falan sökmez bana, buyursunlar ne yapacaklarsa yapsınlar “ der. Ayla korkmaya başlar. Bu arada esrarengiz bir ziyaretçi ona Belediye bu işi çözümlemezse ailesinden birine zarar verileceği tehdidini savurur.
Zehranın bebeği iyice hastalanır. Tek umudu babasının kanıdır. Zehra, çaresiz kalınca Ahmet’e baş vurur. Ahmet önce şok geçirir, sonra yardıma hazır olduğunu söyler. Ama bebeğine sahip çıkmak istemektedir. Onun oğlu gecekondu mahallesinde alkolik bir adamın evinde yaşamamalıdır.Oysa Aydın bebek geleli tek damla içki içmemiştir. Zehra Ahmet’e karşı mücadele eder ama, babalık davası açmasını ve velayeti istemesini engelleyemez.
Tarık BOYAHAN’A direnmesini sürdürünce , Ayla’nın kızı kaçırılır. Erol, karısını suçlar ve Tarık’la çok kötü kapışır. İkisinin bir olup kendisini mahfetmeye çalıştıklarını , onların yüzünden işini kaybetme noktasına geldiğini , sonunda da çocuğun başını yaktıklarını söyler. Ayla, kızının kaçırılması üzerine deliye dönmüştür. Kendini suçlu hissetmektedir. Ne biçim bir insandır o ki - önce kendisini boşanma davalarına vermiş, kocasıyla ilişkilerini gevşetmiş, sonra da bu çılgın adama kapılıp , kızını ihmal etmiştir. Fatik’in yönlendirmesiyle bir adak adar. Kızı sağ sağlim evine dönerse, o da kocasını affedecek, Tarık’tan ayrılacak ve ailesini toparlayacaktır. Tarık kızının kaçırılması karşısında biraz duyarsız mı davranmaktadır.. Ne halt ederlerse etsinler diyerek bağırmaktan vazgeçmiştir tamam da bu konuda ne yapacaktır. İlk büyük kavgalarını ederler. Ayla dağılmış yaşamının bütün hıncını ondan çıkartırcasına bağırırken Tarık bu ilişkiden yorulduğunu ima eder. Ayla ona ayak bağı olmaktadır. O bir dava adamıdır- bildiği yolda ilerlerken onu hiçbir şeyin aşağı çekmesine izin vermeyecektir. Ayla onun olaylara siyah beyaz bakışı karşısında dehşete kapılır. Ama kopuş çok sancılı olacaktır.
Zehra ve Ayla, şimdi çocuklarından dolayı, bir çıkmaza sürüklenmişlerdir. Çocuklarının hayatları söz konusudur, çocukların babalarıyla sorunları vardır ve hayata tutunmaya çalışmaktadırlar.
Ahmet ve Aydın, bebek Can için mahkemededirler. Zehra çocuğu için Ahmet’in mi Aydın’ın mı daha iyi baba olacağını düşünüp durmaktadır. Onu isteyen Ahmet ve ona yardım elini uzatmış olan Aydın’ın arasında kalmıştır. Kalbi oğlunu alıp, Ahmet’e dönmeyi söyler ama, Aydın’ı bırakmaya vicdanı elvermez. Çünkü Aydın, bebeğin ve Zehra’nın sayesinde hayata dönmüştür. Çocuğuna babalık etmiştir. Onları kaybederse, hayatta tutunacak hiçbirşeyi kalmayacaktır. Ahmet zamanında ona karşı bir suç işlemiştir, Aydın ise en kötü gününde ona bir yuva vermiştir. Ama çocuk için hangisi iyi olacaktır. Bu arada Suna yeni bir tehditle çıkagelir. Eğer Erol karısından boşanmaya razı olmaz ve onunla evlenmez ise, birlikteliklerini resimlerle birlikte basına verecektir. Şarkıcı sevgilisi olan ünlü sanayici kocanın karısı da onu aldatmıştır, hem de avukatının kocasıyla. Nasıl ama? Bu skandala basın atlayacaktır ve muhtemelen Erol, rezil olacağı için zaten durumunun sallantıda olduğu şirketten kovulacaktır. Bu düzeyde yeni bir iş bulması uzun süre mümkün olmayacaktır. Erol Ayla ve Zehra kendilerini bir akrep kıskacında bulurlar.
Fırtınalar ve limanlar yaşamın iki yüzüdür, karakterlerimiz limanlarında fırtınaları özlerler, ancak kapıldıkları her fırtınada bir an önce kendilerini limanlarına atmayı düşlerler. Yaşamlarındaki bu dalgalanmalar öykülerimizin ana omurgasını oluşturacaktır.